19 Ocak 2014 Pazar

Tularecito

Hayal dolu,
Deli değil,
Biraz John Coffey,
Biraz Edgecomb,
Biraz da Tinker Bell.
           *
Ne olurdu kalsaydı,
Aramızda veya unutmasaydık,
Ya da beraber gitseydik,
Uzaklara.

14 Ocak 2014 Salı

Film,Kitap,Kahve 2


Filmler:

The Hobbit: The Desolation of Smaug
De rouille et d'os (Rust and Bone)
Lucky Number Slevin
Chinatown
Fa yeung nin wa (In the Mood for Love)
Thelma & Louise

Kitaplar:

Cennet Çayırları-John Steinbeck
Bozkırkurdu-Herman Hesse
Harika Çocuk-Roy Jacobsen
Batman: Hush
All Star Western, Vol. 2: The War of Lords and Owls
Batman: Gotham by Gaslight


Art by Ian Navarro
http://ian-navarro.deviantart.com/

12 Ocak 2014 Pazar

Hayırlısı

Ömrümüz "keşke"ler, "en azından çabaladım"lar, "hayırlısı olsun"lardan geçilmiyor.
Eğer hakikaten şükrediyor olsaydık, bir şeyleri değiştirmeyi başarabilirdik.Çünkü Allah, şükredene nimetini artırır.Ama maalesef "hamdolsun" deyişlerimiz, kendimizi avutmaktan öteye gitmiyor.Şükür ifadesini pasifizmimize kılıf yapıyoruz gibi geliyor bana.
Kendime soruyorum "bu güne kadar neyi değiştirdin, ne yaptın hayatta" diye.Duyanlar, "daha gençsin hele bir okulunu bitir" diyorlar. O zaman onlara soruyorum: "siz neyi değiştirdiniz, ne yaptınız şu hayatta?"
Eğer hakikaten "hayırlısı"nı istiyor olsaydık veya harbiden "şükretmiş" olsaydık şu an yaşadığımız problemleri oluşturan her ne ise onu çoktan rafa kaldırmış olurduk.
"Şükür", Allah Teala'nın verdiği nimetlerin kadrini bilmeye çalışmak demek.Yoksa sistemin çarpıklıklarına boyun eğmek, sessiz kalmak değil.
Bilmiyorum, ne zaman "denedim, ama olmadı"ları bırakacağız,"hayırlısı buymuş"ları kendimize kılıf yapmayı terkedeceğiz?

11 Ocak 2014 Cumartesi

Yalnızlık ya da İflas Etmiş İdealler

"Ama belki de benim gibi yalnızlığa düşmüş, yoldan çıkmış kimselerdi; iflas etmiş idealler karşısında seslerini çıkarmayıp düşüncelere dalarak kafayı çekiyorlardı. Benim gibi bozkırkurtları ve zavallı kimseler miydiler, bilemiyordum. Her birini buraya çekip getiren bir nostalji duygusu, bir düş kırıklığı, elden çıkıp gitmiş bir şeyin yerini tutacak bir başka şeyi ele geçirme gereksinimi vardı; evli biri burada bekarlık günlerinin havasını yakalamaya çalışıyor, yaşlı bir memur öğrencilik yıllarını burada anımsamak istiyordu."

Bozkırkurdu, Hermann Hesse

6 Ocak 2014 Pazartesi

Profesör

Sorun, hocanın anlattığı konular değildi.
Sorun, hocanın kendisi değildi.
Veya sorun, salt yoklama alınıyor oluşu değildi.

Sorun, bütün bir anabilim dalının paranoyakça bir tavır içine girmesiydi.Ve bu, ne acıdır ki hocaları da kapsıyordu.
Derse 5 dakika geç kalınmasına dahi tahammül edemeyen, ola ki öğrenci kapıda belirirse histerik bir halde "yoklama bitti!" nidaları atan hoca paranoyak değilse kim paranoyaktır acaba?
Eğer bir anabilim dalı, stajyer öğrencilerinin yoklamalarını, kelle sayarak doğruluyorsa, oturdukları yerleri kayıt altına alıyorsa bu paranoyaklık değil de nedir?

Bu rezil tablonun üzerine ne yüzle bir öğretim görevlisi "Tıp Bu Değil" kitabını tavsiye eder?
Ve hangi yüzle insan karşısına çıkıp "ben hocayım, profesörüm, doçentim" der?